28 Ocak 2011 Cuma

Tanriya mektuplar...kitap


Tanriya mektuplar....Kitap




...Sevgili Hasan Basri Aydin hala cezaevinde,toplumsal yasamda dilekce ile gerici-fasist tüm rejimleri tanriya mektuplar yazarak dinler ve toplumlar tarihinin acmazlarini cok net ifadelerle bize isik tutar sevgili Hasan Basri Aydin.

Toplumsal, siyasal yaşamın son 50 yılı, yazarın bizzat
tanık olduğu olaylar ve olgular ekseninde eleştiri bombardımanına tutuluyor.
Kitaptan anekdotlar...
Ey ulu Tanrım,
Bir fabrikatörün, köleleştirdiği binlerce işçinin sırtından her gün biraz daha zenginleşmesini; bir toprak ağasının, binlerce köylünün yıllık emeklerinin üzerine konmasını; bir tefecinin, binlerce kullarının alınterlerini sömürmesini hangi ilahi adaletinle uygun gördün? Yoksa...
Evet yoksa sen de mi onlardan yanasın Tanrım?
Ey Ulu Tanrım,
Bugün bir kulunuz, başından geçenleri anlattı bana. Bunca haksızlığa nasıl gönlün razı oldu bilemem! Her şey sana malum, ama ola ki gözünden kaçmıştır,
bir kez de ben bildireyim dedim...
Ey Ulu Tanrım,
Acaba başka bir güç tarafından emeğin hiç gasp edildi mi? Tırnakların pense ile çekilip "filistin askısı"na asıldın mı? "Ölüm hücresi"ne atıldın mı?
Elbette ki hayır! Bunları bizzat yaşayan asi ve günahkar bir kulunuz olarak soruyorum...
Ey Ulu Tanrım,
Kızılderililerin, siyah derililerin, Kürtlerin, bu ayrı yaratılışlarından dolayı zulüm görmelerine niçin izin verdiğini anlamak mümkün değil ...Hala F-tipi hücrelerinde inancli bir emekci olarak direniyor,Erbakan'i yasliligindan dolayi cezaevinden cikartanlar bu koca cinari hasta olmasina ve ileri yasina ragmen serbest birakmamakta ki temel neden,onun bu kitabi....

Tanriya mektuplar 1-2..ceylanyayinlari...Hasan Basri Aydin serbest birakilsin

Hasan Basri Aydin hoca ile 1995 yilinda Gözaltina Kayiplara karsi Pir Sultan Abdal Canlar derneginin acilis töreninde tanistim,acilista sunuculuk yapiyordum bir yasli bilge okudugum Otuz üc kursun siirind...e cok etkilendigini söyle,beni cesar...etlendirdin dedi,bundan cesaret alarak banada söz hakki verirmisin dedi,bende hemen mikrofunu teslim ettim,ve sevgili Hasan Basri Aydin ile tanismamiza vesile olan bu acilistan sonra Hasan Ocak gözaltina kaybedildigi günden zindana kadar umudu hep dimdik ayakta tutan sevgili ögretmenimin kitabini bulursaniz okuyan...Hararet nardadır sacda değildir Keramet baştadır tacda değildir Her ne arara kendinde ara....

Hasan Basri Aydin suan Metris zindaninda tutuklu,85 yasinda,bir yani felcli sevgili hocamizin...Hasan Basri Aydin serbest birakilsin



Not.......



berdan ildanDevamını Gör

23 Ocak 2011 Pazar

Emek....kitap



Emek,yasadim diyebilmek icin/suclu aramayasin/tilkide oyun coktur/gözlerini her kapadiginda/hep ben diyen kücük burjuva/düsle baslayan yasamdan/kendi kolla/Luc gibi aski olursun emekci bir kadina/afallasirsin/alimallah/unutma/nerde yasarsan yasa/düs bu bir gün ayni yasama itiraz yükseltir Luc gibi...Emile Zola'nin Emekteki kahramani Luc.Luc bir farbrikada mühendistir,Altinsehir gibi yoksul bir emekcilerin yasadigi bir bölgede emekcilerin yasama dair düslerini onlarla yasayarak,onlarin bunu asla basaramayacaklarini görür.Ama mücadele deney ve tecrübelerinden ezilen siniflarin özneleri sonuclar cikartmalidir tipki romanda ki Luc gibi....


Luc bu sömürü ve zülüm düzeninin ufak tefek reformlarla düzeleyemeyecegini,bu düzeni yikmak gerektigini iliklerine kadar his eden bu kücük burjuva,insanlarin sömürülmedigi,acligin,savasin,insanin insan tarafindan tüketilmedigi bir baska dünyanin izini ön bilgilerini kavramamizi saglar,neden baldiri ciplaklar bi carki yikmak icin tereddüt ederlere yanit aranir,bir idareyi-maslkcilik hastaligi olani yikin der Luc bize..


Tabiki emekci düslerin yaninda bir kizilbas ask olmasi gerekmez mi,yasama renk veren alinteriyse bu asksiz olmaz.Her emek beraberinde büyük bir ask yüreklerimize tasir.Luc bir tekstil emekcisinin düslerini kurar,önce asik olur,sonra onun o sartlarda calismasina karsi icinden bu sistemi yikmak gelir düsü yavas yavas onu bilinclendirir.Iste romana damganin vuran atar damar burasidir.Sömürü ve zülme karsi kizilbas düslerini okuyarak büyütün...emekci kardeslerim...

kurtulus yok tek basina,ya hep beraber ya hic birimiz....kizilbas bir sevginin ve en insani duyguların, insanın gerçekten özgür olduğu ve insani gelişimini tamamlayabildiği bir düzende mümkün olduğunun altını kalın kalın çizer Emile Zola, kadına ve sosyalizme duyulan aşk birdir ve insanların da aşkın da en güzel hali ancak ve ancak emek üzerinde yükselen bir sosyalist düste mümkündür.



berdan ildan

22 Ocak 2011 Cumartesi

1793 Zoya


‎1793 Zoya



"...alamanlar 18 yaşında bir kız astılar.
18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır
astılar onu.
moskova'dandı.
gençti, partizandı.
sevdi, anladı, inandı
ve geçti harekete..."


Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.
Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
"- Kardeşler
hoşça kalın.
Kardeşler
kavga sonuna kadar.
Duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!"..Nazim yoldasin Tanya siiri.
O 1923 değil çok Tambov rahip aile yılında Osino-Gay Gavrilovsky Rigion bir köyünde, 13 Eylül tarihinde doğdu. Savaş Zoya Kosmodemyanskaya en çok başında Açık onu göndermek için Comsomol istedi. Yakında o (partizan dekolmanı denir olmuştu) askeri bölümünü 9903 gönderildi. Iki kez onun düşman arka bölgeye gönderildi. O 27 Kasım 1941 tarihinde Petrishchevo (Moskova Oblast) köyü yakınlarında bir mücadele atama Naziler tarafından tutuklandı.

Genç partizan işkence ve aşağılanmış oldu. Özellikle, o soyundu ve kauçuk ile dövülmüş birkaç Naziler tarafından iki veya üç saat yapışır. Ancak, Kosmodemyanskaya onun yoldaşları ya da onun gerçek adı (Tanya olduğunu iddia) isimlerini vermek değildi. Şöyle dedi: "Öldür beni, sana bir şey söyleyeceğim." O 29 Kasım 1941 tarihinde idam edildi. Onu ölüm KZoya'nın savaşcı dostu Klavdiya Miloradova hatırlatıyor ki, cesedin teşhis zamanı Zoya'nın elindeki kan kurumuştu ve tırnakları yoktu. İşkence sırasında Zoya'nın tırnaklarınıda sökmüşlerdi.
10:30 ertesi günün sabahında, idam sehpası artık kurulmuştu. Gögüsüne tabela asmışlardı “ev kundakçısı”. Zoya'yı idam sehpasına götürdükleri zaman Smirnova bacaklarına sopayla vurdu ve bağırdı:
“ Kime zarar verdin ki? Benim evimi yaktın ama Almanlara bir şey yapamadın”.
İdamın tanıklarından biri şöyle anlatıyor:
osmodemyanskaya kapanış kelimelerle bir konuşma yapmıştı önce iddia edildi "Bizden iki yüz milyon var, bize tüm asmak olamaz!" Kosmodemyanskaya savaş sırasında Sovyetler Birliği Kahramanı olmak için ilk kadın oldu (16 Şubat 1942) üzerinde.

Şubat için cesaret ve faşistler Alman karşı mücadele gösterdiği kahramanlık, 16 1942 Zoya Anatolyevna Kosmodemyanskaya of Hero rütbesi bir verildi Sovyetler Birliği. ve cesaret Vatan Her fedakârlığınız düşman mücadele ile örnek parlak oldu bir.

O Moskova'da Novodevichye mezarlığına gömüldü. ...





berdan ildan

18 Ocak 2011 Salı

Nazim Yoldas 109 yasinda,selam olsun

.......



Geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.Ve yoldas Nazim Hikmet Ran yüz dokuz yasinda.Uluslararasi dünya gericiliginin her seyi kagida cevirdigi yeryüzünde,yasama,aska,ve devrime dair düsleri gerceklestirenlerinde bir tanesi sevgili yoldas Nazim Hikmet Ran.Komünizmin yoldasi,parti calisani,sira neferidir Nazim Hikmet Yoldas.Her ani,devrim ve sosyalizme dair düs tasarimlarinda umuda,yasama dair düslerini imgeleri var onda.Günümüz emperyalizm ve proleter devrimler ve ulusal kurtulus savaslarinin öncelikli oldugu bu günlerde Nazim yüz dokuz yasinda olmasinin devrimci imgemizde ki rolü daha da anlamlidir.Simdi Nazim yoldasin imgelerinde ki kardeslikten ögrenme,onun düslerini yayma,sahiplenme daha bir anlamlidir.Nazim Hikmet Ran devrime,sosyalizme bagli bir kizilbas düstür,her daimde Karer kavaklarinda yasayacak,o köy mezarligida Sagyandir benim düsümde,damima bizimlesin-daima seninleyiz....


Rojbüne te piroz be Nazim Hikmet Ran yoldas.



berdan ildan

29 Aralık 2010 Çarşamba

Sokagin ötekilestirilmis cocuklari


Cocuklugumuza dair düs tasarimlarim,hep o sürgün kentin sokaginda ki Semsettin Sami Ilkokulunun zil ses beynimi kemiriyor,bilmedigimiz bu sehirde cocuklar hep bir agizdan mirildaniyorlar,yirtik pörcük mavi entariyi andiran bu utancimdan kipkirmizi olmustum,düslerim agliyordu sanki lan bu ne zülümdür.Sonra asker dizilimlerini andirarak rap rap,mars mars sesleriyle odalara dolduruluyordu.bir dilim hamur ekmek ve beyaz bir toz katip onu iciriyorlardi sonradan ögredik ki ABD süt tozu/bagimlilik yaratiyor.

O okulun merdivenlerinde sari sacli,kirmizi dudakli,elleri kocaman ögretmeden her gectigimde dayak yedim,bazen bu dayaklardan Sevim kurtarirdi beni.Hayat bize yasama dair düs kurdurmadi sairin dedigi gibi onlar bize asimile dilde ABC'yi ögrettiler biz devrimi sokaklarin pratiginde ögrendik.Bir agacin yesili tonu,elmanin kizilligini/baharin o hercai sarisinindan damitarak ögrendik.Bizim cocuklulugumuzu sürgün kentlerin dislileri arasinda mengene gibi gerenlerin cocuklari en güzel seylere layik görüldü.Biz yasami dayak yiyerek-asimile edilerek bir yesil yapraktan ögrendik,kestane sacli Sevim'de katildi bizim düslerimize.En cok mahallede ki Bati Trakya'dan göc edenlerin cocuklarina özeniyorduk,onlarla sokakta bayrak maclari yapiyorduk,bizim bayragimizin renkleri hep baskaydi onlarinkisi ay-yildizliydi,maclari biz kazaninca bayraklarinida kaybederlerdi,yeni bir bayrak almak icin tuhafiyecilerin yolunu tutarlardi.Sair demis ya bayraklari bayrak yapan seyyar saticilardir.

Mahallemizde tüm uluslardan cocuklar vardi,kardeslik sofralarindan besleniyorlardi,bizim gecekonunun sahibi Alamanciydi Erzincanli Mahmut abi,tüm kadinlar bizim avluda toplanir,ortak sofra etrafinda kardes kardes konusurlardi.Ismail ustanin köse basinda ki Riza bakkal,onun karsisinda Deli Mediye.Omuzlarimizda boya sandiklari ben Kemal,Hüseyin,Yavuz,Bülent,Hürcan,Müslüm,Ali Ekber,Cengiz,Cevdet,Mesut ve kardesi Arap Hüseyin ve daha onlarcamiz ilk siyah beyaz televizyonu o mahallede izledik ve bir kac gün sonra Asik Veysel öldügünüde o siyah-beyaz tv'den duymustuk.Vadide ki hayat.Oliver ise dedemiz Ismail Hakki dedelerde izlemistik onlarin evi bir sinama gigiydi tiklim tiklim,Yilmaz Erdogan filminde ki o sahne gibi.Anam güzel kuru fasulye yapardi,cocuklugumda en cok bu etsiz kuru fasulyeyi düsünüyorum,bilmezlikten degildi etsizligi fukaraliktan.Kömür tasiyorduk imece usulu,her seyimiz kardesceydi.Ta ki o düsleri yok eden güne kadar....



berdan ildan

28 Aralık 2010 Salı

Sende katilmalisin yasami savunmaya kitap



Sende katilmalisin günes yasami savunmaya demis beyaz güvercinler Temmuz sicaginda,bedenlerini bir kardelen tazeliginde ölüme yatiran ölüm orucu sürdüren kizilbaslar.Bakilanin görünür kilmak icin emekcilerin siirini yaziyor sevgili Kemal Özer,emekci imgelerle vardiyalardan,zindanlarin voltasina,ranzaya,görüsmeciye,kitaplara,askalara ve daglara uzanan genis biz iz düsümü siirlari.Onlari sesi bir kez daha....
Bir tek sözcük bile olsa ozanın elinde
biliyor ki çıkılan yolculuğun sonu
o sözcüğü söyleyene varacak, o sözcüğün
taşıdığı titreşime. Çünkü döktüğü ter
sözcükler arasında yürüye yürüye
dönüştürecek onu da o kalabalıkta
sesini sokaklara taşıran birine....onlarin sesi II
Iste sairin devrimci imglerin kizilbasligi.Hayatimizin ardillari ve tarihin zembereginin izleri.Siirle baylayip devrimci barikat atesleriyle dövüsmek.Bizimle özdeslesen gözleri sairin/düsleri ve imgeleri...Ve Grup yorumun su dizeleri yeralti seslerinin...
Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde

susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle, ne kadar

diplere bastırılırsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla

yüreklerinin.



Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza.

sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine

yuvalanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş

ışıksız lekeleri.....Iste benimde üstünde imgelenmeye calistigim ilk dogum sancilarini yasadigim sirlerimin yoldasi o.Yasatilanin baki kilmak icin önce devrimci düslere sürmek icin siir okyonuslarina dalmak gerek...Ve siir imgesi devrimci sözcüklerle yazilir.Inorganik sözcüklerin dizilimini sana birakiyor Kemal Özer.Ama onun sözcükleri bizim devrim denizimizin imgesidir...

Ve yerin derinliklerinde gelenleri düsleri bitmedi....

suskun çamuru küremek için kentin gölgesi sokaklarından,

sıyırıp aşmak için yıllardır gökyüzüne birikmiş pası,

ovmak için isli alnını sabahın.

Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek

sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa

ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,

toplandılar o anıtın çevresine.



Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları

çocukları ve alkışlarıyla,yoğurt mayalar gibi geldiler,

pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.



Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni

yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,

yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent

oldular sonunda



ve adını değiştirdiler ülkenin.


berdan ildan

27 Aralık 2010 Pazartesi

Dag dili ve Sövenizm


Sizin diliniz yasak. Diliniz ölü. Dilinizi hiç kimse kullanamaz. Sizin diliniz artık yok...


["Dağ dili" (Mountain Language), Nobel ödüllü yazar Harold Pinter tarafından yazıldi

I
Bir hapishane duvarı
Kuyrukta kadınlar. YAŞLI KADIN elini ovalamakta. Dizleri dibinde bir sepet. Bir koluyla ona sarılmış bir GENÇ KADIN. Bir ÇAVUŞ, peşinden de bir SUBAY girer. ÇAVUŞ GENÇ KADINI işaret ederek;
ÇAVUŞ: Adın?
GENÇ KADIN: Adlarımızı vermiştik.
ÇAVUŞ: Adın?
GENÇ KADIN: Adlarımızı vermiştik.
ÇAVUŞ: Adın?
SUBAY (ÇAVUŞA): Kes bu boku. (GENÇ KADINA) Herhangi bir şikayet?
GENÇ KADIN: Isırıldı.
SUBAY: Kim?
Duraksama
Kim? Kim ısırıldı?
GENÇ KADIN: Eli parçalandı. Bakın. Isırıldı eli. İşte kan.
ÇAVUŞ (GENÇ KADINA): Adın ne senin?
SUBAY: Sen kapa çeneni
YAŞLI KADINA yönelir: Ne oldu eline? Biri mi ısırdı?
Kadın usulca kaldırır elini. SUBAY gözler: Kim yaptı bunu? Kim ısırdı?
GENÇ KADIN: Bir Dobermann.
SUBAY: Hangisi?
Duraksama
Hangisi?
Duraksama
Çavuş!
ÇAVUŞ ileri çıkar.
ÇAVUŞ: Emret komutanım!
SUBAY: Bu kadının eline bak. Sanırım başparmak kopmak üzere.
(YAŞLI KADINA): Kim yaptı bunu?
YAŞLI KADIN dik dik bakar SUBAYA.
Kim yaptı bunu?
GENÇ KADIN: Büyük bir köpek.
SUBAY: Adı neydi?
Duraksama
Neydi adı?
Duraksama
Şimdi bakın her köpeğin bir adı vardır. Adları çağrılınca gelirler. Adları ana babaları tarafından verilmiştir ve bu onların adıdır, anlıyor musunuz onların adı! Isırmadan önce adları söylenir onların. Resmi usul böyledir. İlk önce isimleri söylenir, sonra ısırırlar. Onun adı neydi? Eğer köpeklerimizden birinin, adı söylenmeden bu kadını ısırdığını söylüyorsanız, o köpeği vurdurtacağım!
Sessizlik.
Şimdi dikkat! Sessizlik ve dikkat!
Çavuş!
ÇAVUŞ: Emret komutanım!
SUBAY: Herhangi bir şikayet? Kimsenin şikayeti var mı?
GENÇ KADIN: Bize bu sabah dokuzda burada olmamız söylendi.
ÇAVUŞ: Doğru. Çok doğru. Bu sabah dokuzda. Tam tamına doğru. Şikayetin nedir?
GENÇ KADIN: Sabah dokuzda buradaydık. Şimdi saat beş. Burda sekiz saattir ayakta dikiliyorum. Karda. Adamlarınız dobermanlarla bizi korkuttu. Biri de bu kadının elini ısırdı.
SUBAY: Adı neydi bu köpeğin?
Kadın ona bakar.
GENÇ KADIN: Adını bilmiyorum.
ÇAVUŞ: İzninizle komutanım?
SUBAY: Devam et.
ÇAVUŞ: Sizin kocalarınız, oğullarınız, babalarınız, sizin burda görmek için beklediğiniz bu adamlar bok çukurudurlar. Onlar devletin düşmanıdır. Onlar bok çukurudur.
SUBAY kadınlara yönelir.
SUBAY: Şimdi dinleyin. Sizler dağ insanlarısınız. Beni duyuyor musunuz? Sizin diliniz öldü. Yasaklandı. Burda dağ dilini kullanmanıza izin yok. Dilinizi erkeklerinizle de konuşamazsınız. İzin yok. Anlıyor musunuz? Onu konuşamazsınız. Yasadışı o. Yalnızca devletin dilini konuşabilirsiniz. Burda yalnızca buna izin var. Dağ dilini burda konuşmaya kalkışırsanız fena halde cezalandırılacaksınız. Bu bir emirdir. Kanun böyle. Sizin diliniz yasak. Diliniz ölü. Dilinizi hiç kimse kullanamaz. Sizin diliniz artık yok. Herhangi bir sorusu olan?
GENÇ KADIN: Dağ dili konuşmam ben.
Sessizlik, SUBAY ve ÇAVUŞ yavaşça çevrelerler onu.
ÇAVUŞ kadının kıçına el atar.
ÇAVUŞ: Senin konuştuğun dil ne? Ne dili konuşursun sen kıçınla?
SUBAY: Çavuş bu kadınlar, henüz suç işlemiş değiller. Unutma!
ÇAVUŞ: Ama bu kadınların günahsız olduğunu söylemiyorsunuz değil mi komutanım?
SUBAY: Yoo, hayır... bunu söylemiyorum.
ÇAVUŞ: Bu dopdolu. Onunla çalkalıyor.
SUBAY: Dağ dili konuşmuyor ama o.
KADIN ÇAVUŞUN elinden öteye yürür ve yüzünü iki adama döner.
GENÇ KADIN: Benim adım Sara Johnson. Kocamı görmeye geldim. Bu benim hakkım. Nerde o?
SUBAY: Bana kağıtlarını göster.
KADIN bir parça kağıt uzatır ona. SUBAY inceler ve ÇAVUŞA döner.
SUBAY: Kocası dağlı değil. O takımdan değil.
ÇAVUŞ: Bu da öyle. S...ğimin entelektüeline benziyor.
SUBAY: Ama kıçını salladığını söylemiştin onun.
ÇAVUŞ: En kıyak entelektüeller sallar.
Sahne tümden kararır.



II
Ziyaretçi odası
Oturan bir MAHKUM. Sepetiyle oturan YAŞLI KADIN. GARDİYAN kadının ardında dikiliyor. MAHKUM ve KADIN çok belirgin bir köy aksanıyla konuşurlar.
Sessizlik.
YAŞLI KADIN: Ekmek getirmişem.
GARDİYAN copuyla dürteler onu.
GARDİYAN: Yasak. Dil yasak.
KADIN ona bakar. GARDİYAN coplar.
Yasak o. (MAHKUMA) Ona devlet diliyle konuşmasını söyle.
TUTUKLU: Onu bilmez.
Sessizlik.
Onu konuşamaz.
Sessizlik.
YAŞLI KADIN: Elma getirmişem.
GARDİYAN coplar ve bağırır.
GARDİYAN: Yasak! Yasak, yasak, yasak!
Hay allah. (MAHKUMA) ne dediğimi anlamıyor mu?
MAHKUM: Hayır.
GARDİYAN: Anlamıyor ha?
KADINA yönelir.
Anlamıyorsun?
KADIN dik dik bakar.
MAHKUM: Yaşlı o, anlamaz.
GARDİYAN: Kimin suçu bu?
Güler.
Benim değil, bunu söyleyebilirim. Ve sana başka bir şey söyleyeyim. Bir karım ve üç çocuğum var. Ve sizler hepiniz bok yığınısınız.
Sessizlik.
MAHKUM: Bir karım ve üç çocuğum var.
GARDİYAN:
Senin neyin?
Sessizlik.
Neyin var senin?
Sessizlik.
Bana ne söyledin? Neyin var senin?
Sessizlik.
Senin neyin var?
Telefonu kaldırır ve tek numara çevirir.
Çavuş? Ben mavi odadayım... evet...
Rapor etmek zorunda olduğumu düşündüm, çavuş...
sanırım burada benimle dalga geçen biri var.
Işıklar yarılanır. Figürler kıpırtısız.
Efekt girer: Banttan sesler duyulur.

YAŞLI KADININ SESİ: Beben seni bekliyor.
MAHKUMUN SESİ: Elin ısırılmış.
YAŞLI KADININ SESİ: Herkes seni bekliyor.
MAHKUMUN SESİ: Anamın elini ısırmışlar.
YAŞLI KADININ SESİ: Eve döndüğünde bir güzel ağırlayacağız seni. Herkes seni bekliyor. Onlar hep seni bekliyor. Onlar hep seni görmeyi bekliyor.
Işıklar artar. ÇAVUŞ girer.
ÇAVUŞ: Hani o dalgacı?
Sahne tümden kararır.

III
Karanlıkta sesler
ÇAVUŞUN SESİ: Kim bu s...ğimin karısı? Bu s...ğimin karısı burda ne yapıyor?
İKİNCİ GARDİYANIN SESİ: Şunun karısı.
Işıklar artar.
Bir koridor.
GARDİYAN ve ÇAVUŞUN kollarından tuttuğu GÖZLERİ BAĞLI BİR ADAM. GENÇ KADIN onlardan belli bir uzaklıkta, onlara bakar.
ÇAVUŞ: Nedir bu, bataklık gülü soylu bayan için bir kabul töreni mi? Lanet olası şampanya nerde? Bataklık gülü soylu bayanın allahın belası şampanyasını kim aldı.
GENÇ KADININ yanına gider.
Merhaba bayan. Afedersin. Korkarım ufak bir yönetim hatası. Sizi yanlış kapıdan göndermişler. İnanılmaz bir şey. Biri bunun hesabını verecek. Her neyse, sizin için ne yapabilirim sevgili bayan, genellikle filmlerde sordukları gibi?..
Işıklar yarılanır. Figürler kıpırtısız.
Banttan sesler.

ADAMIN SESİ: Senin uyumanı izliyorum. Ve sonra gözlerin açılıyor. Bana bakıyorsun ve gülümsüyorsun.
GENÇ KADININ SESİ: Gülümsüyorsun. Gözlerimi açtığımda yanımda seni görüyorum ve gülümsüyorum.
ADAMIN SESİ: Bir gölün üzerindeyiz.
GENÇ KADININ SESİ: Mevsim bahar.
ADAMIN SESİ: Sana sarılıyorum. Isıtıyorum seni.
GENÇ KADININ SESİ: Gözlerimi açtığımda yanımda seni görüyorum ve gülümsüyorum.
Işıklar artar. GÖZLERİ BAĞLI ADAM yere yığılır. GENÇ KADIN çığlık atar.
GENÇ KADIN: Charley!
ÇAVUŞ parmaklarını çıtlatır. GARDİYAN GÖZLERİ BAĞLI ADAMI dışarı sürükler.
ÇAVUŞ: Evet, yanlış kapıya gelmişsiniz. Kompüterden olmalı, çifte fıtığı var. Fakat sana bir şey söyleyeceğim. Burdaki hayatın gerçek yüzü hakkında bir bilgi istiyorsan eğer, yağmur dışında her hafta salı günü bu ofise gelen bir herifimiz var. Konusunda müthiş uzmandır. O gönlerden birinde ona tıklatıver, seni iyi edecektir. Adı Dokes, Joseph Dokes.
GENÇ KADIN: Onunla düzüşürsem her şey düzelecek mi?
ÇAVUŞ: Kuşkusuz. No problem.
GENÇ KADIN: Teşekkür ederim.
Sahne tümden kararır.

IV
Ziyaretçi odası
GARDİYAN, YAŞLI KADIN, MAHKUM.
Sessizlik.
MAHKUMUN yüzü kanlı. Titreyerek oturur.
KADIN kıpırtısız. GARDİYAN pencereden dışarı bakıyor.
Döner ve ikisine birden bakar.
GARDİYAN: Ha, söylemeyi unuttum. Kuralları değiştirdiler. Kadın konuşabilir. Kadın kendi dilinde konuşabilir. İkinci bir emre kadar.
MAHKUM: Konuşabilir mi?
GARDİYAN: Evet. İkinci bir emre kadar. Yeni kurallar.
Duraksama
MAHKUM: Anne konuşabilirsin.
Duraksama
MAHKUM: Anne, sana söylüyorum. Anlıyor musun? Konuşabiliriz. Benimle bizim dilimizde konuşabilirsin.
KADIN kıpırtısız.
Konuşabilirsin.
Duraksama
Anne, beni duyamıyor musun? Seninle kendi dilimizde konuşuyorum.
Duraksama
Beni duyuyor musun?
Duraksama
Bu bizim dilimiz.
Duraksama
Beni duyamıyor musun? Beni duymuyor musun?
KADIN yanıtlamaz.
Anne?
GARDİYAN: Ona kendi dilinde konuşabileceğini söyle. Yeni kurallar. İkinci bir emre kadar.
MAHKUM: Anne?
KADIN yanıtlamaz. Kıpırtısız oturur.
MAHKUMUN titremesi artar. İskemleden dizleri üstüne düşer, soluk soluğadır ve şiddetle çırpınır.
ÇAVUŞ odaya girer ve yerde çırpınan mahkumla ilgilenir.
ÇAVUŞ (GARDİYANA): Şuna bakın. Sen bildiğin yolda onlara yardım elini uzat, onlar seni si..tir etsin.
Sahne tümden kararır.